
Resimleri çok koyasım var ama altını doldurma isteğim aynı oranda kuvvetli değil... Yine de diyebilirim ki, masmavi denize yanı başından bakamasanız bile ona en yakın şey mavmavi deniz resimlerine bakarken, kavun likörü ve limon takviyeli sodanızı yudumlamaktır..

Bu can simitlerine tutunup boğulmaktan kurtulan olmuş mudur acaba? Yada denizde cebelleşirken bu can simidini kafaya yiyip, pekmezi akıtan?
İstanbul'da yaşayanlar lodos estimi denizi koklayabilir.. Cihangirde yaşayanlar ise bu duyguya en yakın anı, burunlarını cin tonik dolu bir bardağa soktuklarında tecrübe ederler.. En azında Cihangir'de yere yakın, manzarasız evlerde yaşayan az zengin insanlardan bahsediyorum..
Az zengin demem şuradan kaynaklı.. Hiç zengin deseydim.. Aynı anı bira ile yaşamaya kalkacaktık..
Ohhh Nooo !

Martılara karşı özel bir aşkım yok... Bilakis, sabah körü bağrışıp çağrışmaları noktasında karmaşık duygular içindeyim... Kırmızı göz bebekleri ise hafif ürkütücü...
Gece karanlığında, ıssız bir sokakta karşıma martı çıkacağına, karga çıksın yeğelerim... O denli...

Sardunya güzel kokan bir çiçek değildir.. Bana hep metalimsi bir koku çağrıştıtır.. Belki de balkonlarda, demir korkulukların bitişiğinde yetiştiklerinden olacak...
Yine de renksel manada severim... Yakışırlar...
Zeytinyağ tenekesinde kıpkırmızı parlayan bir sardunyanın şu dünyaya kattığı, bir martının kırmızı göz bebeği ve kafa yaran kırmızı can yeleği ile yarışır hatta onları geride bile bırakır..
Çiçekleri seven insan iyi insandır kanımca.. Deniz konusuna hasret insan muhabbetsel insandır kanımca..
Sevgiler...
TETA
Bu yapımda emeği geçen, Keglevich Melon, Sırma Soda, Radio Oxygen, Martı Behsat, Can yeleği Muhsin, Sardunya Cemil ve resimleri çeken sevgilim T'ye teşekkürlerimle...
Öpücük. Muckk !
|